2 Mart 2012 Cuma
Ben
Dün Canım olan
Yarın, düşmanım olmaz benim
Yaşananların hatırı hep saklı kalır,
Hatırları hep sorulur selamları hep alınır…
Sildiklerim vardır bir de,
onlar yanlışlarım ve pişmanlıklarımdır
Adları anılmaz, hatırları sorulmaz,
Sadece beddualarımdır
Vicdanla birlikte
Şeref ararım ben sevdiklerimde
Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim
Zaman gelir şerefsizleri de severim
Her yerde gözüm kulağım vardır benim
“Eksik söylemek yalan söylemek değildir” mantığındaki “Çok Dürüstler”?
Beni değil, kendilerini kandırırlar yalnızca
Bilmezden gelişlerim, aptala yatışlarım
Kaybetme korkumdan değil,
Karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır…
İnkar olmaz benim hayatımda
Yaşananı, “yaşanmamış” saymam
Sayanları da saymam.
Kelimelere sığmaz,
Sayfalar sürer beni anlatmak,
Ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın
Yaşayan bilir beni, yaşamayan anlamaz
Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz,
Büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz
Can Dündar
1 Mart 2012 Perşembe
Yaşam Bir Tesadüf Değildir
Bir adam, oğlu ile ormanda yürüyüş yapıyor. Birden çocuk takılıp düşüyor ve canı yanıp “Ahhhh” diye bağırıyor. İlerideki dağın tepesinden “Ahhhh” diye bir ses geri geliyor.
Çocuk şaşırıyor. Merak ediyor ve “Sen kimsin” diye bağırıyor.“Sen kimsin” diye cevap geliyor dağdan..
Çocuk kızıyor. “Sen bir korkaksın” diye bağırıyor. Dağdan gelen ses “Sen bir korkaksın” diye cevap veriyor.
Çocuk şaşırıyor. Merak ediyor ve “Sen kimsin” diye bağırıyor.“Sen kimsin” diye cevap geliyor dağdan..
Çocuk kızıyor. “Sen bir korkaksın” diye bağırıyor. Dağdan gelen ses “Sen bir korkaksın” diye cevap veriyor.
...
Çocuk babasına dönüp “Ne oluyor böyle?” diye soruyor.
“Oğlum” diyor adam, “Dinle ve öğren!”
Dağa dönüp “Seni seviyorum” diye bağırıyor.Gelen cevap “Seni seviyorum“ oluyor.
Baba tekrar bağırıyor, “Sen bir harikasın..” Gelen cevap “Sen bir harikasın..”
Oğlan çok şaşırıyor, ama ne olduğunu gene anlayamıyor. Babası anlatıyor..
“İnsanlar buna ‘Yankı’ derler, ama aslında o ‘Yaşam’dır. Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam davranışlarımızın aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol..! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan, sen sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, herkes için her zaman geçerlidir.Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın bir aynada yansımasıdır..”
Çocuk babasına dönüp “Ne oluyor böyle?” diye soruyor.
“Oğlum” diyor adam, “Dinle ve öğren!”
Dağa dönüp “Seni seviyorum” diye bağırıyor.Gelen cevap “Seni seviyorum“ oluyor.
Baba tekrar bağırıyor, “Sen bir harikasın..” Gelen cevap “Sen bir harikasın..”
Oğlan çok şaşırıyor, ama ne olduğunu gene anlayamıyor. Babası anlatıyor..
“İnsanlar buna ‘Yankı’ derler, ama aslında o ‘Yaşam’dır. Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam davranışlarımızın aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol..! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan, sen sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, herkes için her zaman geçerlidir.Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın bir aynada yansımasıdır..”
Alıntı
29 Şubat 2012 Çarşamba
Aşka Fırsat Ver (Film)
Yönetmen----Yann Samuell
Oyuncular-----Sophie Marceau, Marton Csokas, Michel Duchaussoy, Jonathan Zaccai
Filmin Türü---Komedi/Romantik
"Sevgili kendim, bugün yedi yaşıma basıyorum ve bu mektubu sana, Mantık Yaşı'nda verdiğim sözleri ve ne olmak istediğimi hatırlatmak için yazıyorum..."
Hayatının her noktasına hakim başarılı işkadını Margaret, kırkıncı doğum gününde işte bu mektubu alır. Kendine yazdığı mektupları bir bir okurken kendinden bile gizlediği anıları canlanan Margaret geçmişte yaptığı tüm seçimlerden şüphe duymaya, hayatının tüm doğrularını sorgulamaya başlar...
Çocukken umduğu ve hayal ettiği her şeyin tam zıddı olmuştur Margaret'in hayatında. Çocukken kendisine yazdığı mektuplar alışıldık rutindeki hayatını değiştirecek midir?
Dün gece izledim...
![]() |
| Filmi izlerken, rengarenk kağıtlara kendime şirin şirin mektuplar yazasım geldi :) ... |
![]() |
| Çocukluğumun kulaklarını çınlatmamam mümkün değildi... |
![]() |
| Gözyaşlarımın isimlerileri hep var. Bu filmde de onlara seslendim... |
![]() |
| İnsanlara değer vermeyi en sıcak yansıtan kareler de vardı... |
28 Şubat 2012 Salı
Kitaplarımız
![]() |
| Giden kitap:) |
![]() |
| Gelen kitap:) |
Dilek Afiyon Avcı
27 Şubat 2012 Pazartesi
Uyku Pozisyonunuz kişiliğinizi yansıtıyor
Siz Hangisisiniz?
1-Aklı havada
2-Hayalperest
3-Umutları her zaman olan
4-Hayata sıkı sıkı sarılan
5-Kendini yalnız hisseden ve kafasına her şeyi takan
6-Sevilmeye doyamayan
7-Sevgisiz,huzursuz
8-Bugün çok mutlu
9-Kendini yalnız hisseden ve umutsuz
10-Rahatına çok düşkün
2-Hayalperest
3-Umutları her zaman olan
4-Hayata sıkı sıkı sarılan
5-Kendini yalnız hisseden ve kafasına her şeyi takan
6-Sevilmeye doyamayan
7-Sevgisiz,huzursuz
8-Bugün çok mutlu
9-Kendini yalnız hisseden ve umutsuz
10-Rahatına çok düşkün
26 Şubat 2012 Pazar
Bizim Evin Halleri
Bizim ailede güne ilk önce oğlum başlar, sabahın kör vaktinde uyanır. Benim de tabi kör tarafım:)) çocuk kanalları açılır, ardından kuru meyveleri, incir, kayısı, elma vs.(evde ne bulunursa:)) gözümden uyku süzüle süzüle veririm:)) oda tatlı tatlı yerken uykuya kaldığım yerden devam ederim... Tabii arada tv'de kanal değiştiririm, baş ucuma gelen oyuncaklarla cebelleşirim:) "oğlum üç ay sonra iki buçuk yaşında olacak"...Sonra güne günaydın, oğluşumla aydınlanırım. "Annem, Tanem" der. Henüz birtaneme tanem diyebiliyor...
Eşim benden uykucu (Yarabbim, oğlumuz kime benzemiş kim bilir?) Ben Kayracığımın kahvaltısını hazırlarken oda babasıyla uğraşır..."Baba talk talk" diye çınlatır her yeri. öper öper, baktı kalkmıyor saçını çeker:) İşte evin babasıda uyanır. Evde bir sevgi seli dolanır. Kocaklaşmalar, öpüşmeler, baba oğul birbirlerine sarılır... (Bana bu sevgi selinin arasından bir damla düşer, küçük bir öpücük) Bazen ben oğlumu beslerken, eşim kahvaltıyı hazırlar. Kah nazlanır, kah söylenir. Ardından güzel bir kahvaltı. oğluşumda çocuk çayı içip bize eşlik eder.
Bazı günler sinema kanallarında güzel bir filme rastlarız. Şöyle bol köpüklü damla sakızlı türk kahvesi yaparım... Oğlum oyuncaklarıyla bir süre oynadıktan sonra uyku vakti gelir... Bir bardak tarçınlı, zencefilli"çaçın, becebil"(oğlum öyle diyor)sütünü içip uyur...Biz de film ve kahve keyfi derken saat 14:30 olmuştur ve eşim işe gider ...
Temizlik, namaz, bilgisayar, yemek, kitap derken gün kum saatinin kumları gibi akar... Telefon görüşmelerim başlar, her gün canım kardeşim Melek arar. İki üç günde bir annem, arkadaşlarım İstanbul'dan uzak olmam hepsinden uzaklaşmam demekti... Telefonlarla uzağı yakın ederiz...Oğlum uyanmış, yemeğini iştahla yemiş olur...Sonrada puzzle yada caillou'larıyla oynar, bu ara en gündemde olan oyuncakları yayınlarım...Yine çocuk kanalları açılır...(Uzmanlar televizyonun zararlı olduğunu söylüyorlarda ben bu konuda başarıyı yakalamış değilim.) Günün elleri bizi sarıp sarmalar. Ardından anılarımızı benliğimize fotoğraflar...
Dilek Afiyon Avcı
![]() |
| Anne oğul terliklerimiz:) |
Bizim ailede güne ilk önce oğlum başlar, sabahın kör vaktinde uyanır. Benim de tabi kör tarafım:)) çocuk kanalları açılır, ardından kuru meyveleri, incir, kayısı, elma vs.(evde ne bulunursa:)) gözümden uyku süzüle süzüle veririm:)) oda tatlı tatlı yerken uykuya kaldığım yerden devam ederim... Tabii arada tv'de kanal değiştiririm, baş ucuma gelen oyuncaklarla cebelleşirim:) "oğlum üç ay sonra iki buçuk yaşında olacak"...Sonra güne günaydın, oğluşumla aydınlanırım. "Annem, Tanem" der. Henüz birtaneme tanem diyebiliyor...
Eşim benden uykucu (Yarabbim, oğlumuz kime benzemiş kim bilir?) Ben Kayracığımın kahvaltısını hazırlarken oda babasıyla uğraşır..."Baba talk talk" diye çınlatır her yeri. öper öper, baktı kalkmıyor saçını çeker:) İşte evin babasıda uyanır. Evde bir sevgi seli dolanır. Kocaklaşmalar, öpüşmeler, baba oğul birbirlerine sarılır... (Bana bu sevgi selinin arasından bir damla düşer, küçük bir öpücük) Bazen ben oğlumu beslerken, eşim kahvaltıyı hazırlar. Kah nazlanır, kah söylenir. Ardından güzel bir kahvaltı. oğluşumda çocuk çayı içip bize eşlik eder.
Bazı günler sinema kanallarında güzel bir filme rastlarız. Şöyle bol köpüklü damla sakızlı türk kahvesi yaparım... Oğlum oyuncaklarıyla bir süre oynadıktan sonra uyku vakti gelir... Bir bardak tarçınlı, zencefilli"çaçın, becebil"(oğlum öyle diyor)sütünü içip uyur...Biz de film ve kahve keyfi derken saat 14:30 olmuştur ve eşim işe gider ...
Temizlik, namaz, bilgisayar, yemek, kitap derken gün kum saatinin kumları gibi akar... Telefon görüşmelerim başlar, her gün canım kardeşim Melek arar. İki üç günde bir annem, arkadaşlarım İstanbul'dan uzak olmam hepsinden uzaklaşmam demekti... Telefonlarla uzağı yakın ederiz...Oğlum uyanmış, yemeğini iştahla yemiş olur...Sonrada puzzle yada caillou'larıyla oynar, bu ara en gündemde olan oyuncakları yayınlarım...Yine çocuk kanalları açılır...(Uzmanlar televizyonun zararlı olduğunu söylüyorlarda ben bu konuda başarıyı yakalamış değilim.) Günün elleri bizi sarıp sarmalar. Ardından anılarımızı benliğimize fotoğraflar...
Dilek Afiyon Avcı
![]() |
| Caillou çifliği:) |
![]() |
| Çiflik işleri çok oluyor oğlumun... |
![]() |
| Caillou itfaye seti... |
![]() |
| Sanırsın oğlum itfayeci:)) |
![]() |
| Bitmek tükenmek bilmiyor:) |
![]() |
| Hap kadar Caillou çeşitleri... |
![]() |
| Süpriz yumurtadan çıktılar... |
![]() |
| Bunu da ben seviyorum... |
![]() |
| Oğluşumun uyku arkadaşı... |
24 Şubat 2012 Cuma
Portre
Genç Macar Sanatçı Arpad Sebesy multimilyoner Elmer Kelen in portresini yapmak için görevlendirilmişti.
Görev özellikle zordu, çünkü Kelen sadece üç kısa poz vermeye razı olmuştu. Sonuçta, Sebesy portrenin çoğunu ezberden yapmak zorunda kalmıştı.
Kısıtlamalara rağmen, Sebesy portrenin Kelen e yeterince benzediği görüşündeydi. Ancak, Kelen ayni fikirde değildi. Kibirli milyoner resmin kendisine benzemediğini öne sürerek portrenin parasını ödemeyi reddetti.
Genç ressam resmini yapabilmek için saatlerce titizlikle çalışmıştı, ve birdenbire bunu gösterecek hiç bir şeyi olmadığını fark etti. Milyoner stüdyodan ayrılırken, sanatçı bir ricada bulundu, ' Portreyi size benzemediği için reddettiğiniz belirten bir mektup yazabilir misiniz?'
Kelen bu kadar kolay kurtulduğuna sevinerek razı oldu. Aylar sonra, Macar sanatçıları Derneği, Budapeşte Güzel Sanatlar Galerisinde sergi açtı. Kelen in telefonu çalmaya başladı. Biraz sonra galeriye geldiğinde Sebesy nin yaptığı portresinin, üzerinde 'Bir Hırsızın Portresi' etiketiyle teshir edildiğini gördü.
Mağrur milyoner resmin indirilmesini istedi. Müdür reddedince, Kelen resim kendisini topluma alay konusu edeceği için dava açmakla tehdit etti. Bunun üzerine müdür Kelen in resmin kendisine benzemediği için almayı reddettiğini belirten imzalı mektubunu çıkardı.
Milyoner artık resmin parasını ödeyip almaktan başka çare kalmadığını anlamıştı. Genç sanatçı sadece son gülen olmakla kalmamış, ayni zamanda güçlüğü karlı bir alışverişe dönüşmüştü. Çünkü milyoner resmi almağa kalktığında fiyatının eskisinden on kat daha fazla olduğunu görmüştü.
Dr. Charles C. Lever
![]() |
| Bütün kadınlar melektir aslında. Sadece kanatları kırıldığında süpürgelerine binerler. Hepsi bu... Paulo Coelho |
Fincan Takımı
Yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk
kapımı çaldılar: "Eski gazeteniz var mı bayan?"
Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına
gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler
vardı ve ayakları su içindeydi. "İçeri girin de, size kakao yapayım"
dedim. Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı.
Kakaonun yanında reçel, ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki
soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin
önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım
işlerimi yapmaya koyuldum. fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti
bir an ve başımı uzattım içeriye. Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu...
Erkek çocuğu bana döndü "Bayan, siz zengin misiniz?" diye sordu. Zengin mi?
"Yo hayır!" diye yanıtlarken çocuğu,gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere
kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve "Sizin fincanlarınız,
fincan tabaklarınız takım" dedi. Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu.
Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi
ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı.
Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı.Pişirdiğim patateslerin
tadına baktım. Sıcacıktı patatesler, başımızı sokacak bir evimiz vardı,
bir eşim vardı ve eşimin de bir işi... Bunlar da fincanlarım ve fincan
tabaklarım gibi bir uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin
önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların
sandaletlerinin çamur izleri,halının üzerindeydi
halâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim
de. Olur unutuveririm ne denli zengin
olduğumu...
kapımı çaldılar: "Eski gazeteniz var mı bayan?"
Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına
gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler
vardı ve ayakları su içindeydi. "İçeri girin de, size kakao yapayım"
dedim. Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı.
Kakaonun yanında reçel, ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki
soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin
önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım
işlerimi yapmaya koyuldum. fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti
bir an ve başımı uzattım içeriye. Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu...
Erkek çocuğu bana döndü "Bayan, siz zengin misiniz?" diye sordu. Zengin mi?
"Yo hayır!" diye yanıtlarken çocuğu,gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere
kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve "Sizin fincanlarınız,
fincan tabaklarınız takım" dedi. Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu.
Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi
ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı.
Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı.Pişirdiğim patateslerin
tadına baktım. Sıcacıktı patatesler, başımızı sokacak bir evimiz vardı,
bir eşim vardı ve eşimin de bir işi... Bunlar da fincanlarım ve fincan
tabaklarım gibi bir uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin
önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların
sandaletlerinin çamur izleri,halının üzerindeydi
halâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim
de. Olur unutuveririm ne denli zengin
olduğumu...
Alıntı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





































